5 Aralık 2010 Pazar

Mühendis olmak...

Üniversite yaşamına adım attığım o ilk günü dün gibi hatırlıyorum. Bölümümün kapısına geldiğimde, iki dakika kadar durup, o kapının üzerindeki kocaman "Mühendislik Fakültesi" yazısını inceleyişimi, o kısacık iki dakika içerisinde aklımdan geçenleri... Benim için çok farklı duygulardı aslında. Lise yıllarının başından itibaren tercih formunun doldurulduğu güne kadar, mimarlık hayalleri kuran ben, bir kaç dakika içerisinde hayatımı etkileyecek bir karar vermiş ve bilgisayar mühendisliği bölümünü tercih etmiştim. Bölümün kapısında durup, girişteki o büyük yazıya bakarken, tam da bunları düşünüyordum aslında. Bu yan yana gelen iki kelimenin, karar anımda beni etkilemesiyle başlayan süreç, geleceğime nasıl etki edecekti?

Peki kimdir mühendisler? Nasıl bir süreçten geçip, hangi konularda nasıl tepkiler verirler? Aslında bu sorunun cevabı da mesleğin kendisi kadar karışık. Fakülteye adım attığımız ilk yıllardan itibaren başlar yoğun fen bilimleri eğitimleri. Çoğu öğrenci hiç bir zaman benimsemez bu ağır fen bilimleri derslerini. "Abi ben ileride bu kasanın ağırlık merkezini mi bulucam ya!" ya da "Bana ne abicim tan üzeri -1 in integralinden?" tarzı söylemlere çok şahit olunur bu dönemlerde. Bu dönemler, zoraki de olsa bir şekilde atlatılır. İkinci evre; teknik terimler evresidir. Yeni yeni teknolojiyi takibe başlamış öğrenciler, artık günlük hayatlarına sokmaya başlarlar bu terimleri. Bu dönemde de "ALU 'm karıştı." veya " Exception fırlatmaya başladım." gibi çoğu kişi için hiçbir anlam ifade etmeyen ifadeler ile yaşamlarını yansıtırlar aslında. Son seneye gelinmesi ve ciddi bir projeye katılınmasına paralel olarak "çizdim oynamıyorum" evresi başlar. Artık her şey algoritmadır hayatlarında. Siz onunla konuşurken, o kafasında, uğruna sabahladığı kodun neden patlak verdiğini düşünür hep. En boş zamanında bile mutlaka kafasının arka planında dönen tasarımlar, kodlar ya da algoritmalar mevcuttur. Artık süreç tamamlanmıştır ve kişi bu şekilde yaşamaya alışmalıdır. Bu süreci geçirdikleri ortamlar ise ayrı bir konudur aslında. Bölüm kafeteryası, yeri geldiğinde bir eğitim kurumundan bile daha eğiticidir. Anlamsız kodlar, "Kanka bak doğrusu böyle, ben de bilmiyorum nedenini ama ezberle işte" diyen tipler. Hiç bir zaman unutulamayacak beyin fırtınalarının döndüğü, dakikada 20 kişinin aynı anda saçmaladığı sınav geceleri vardır bir de.

İşte bu zorlu ve uzun maratonun mezuniyetle sonlandığı sanıldığında, devamlı gelişen teknolojinin altında ezilmemek için kişisel gelişim günleri başlar. Sektörde kendisine yer açabilmek için bundan sonra her gününü kendini geliştirmeye adamalıdır kişi. Ağır buhranlar sonucu acı gerçek kabul edilir; hiç durmadan, durmayan teknolojiyi kovalama gerçekliliği...